Muazzez İlmiye Çığ

Çardak Köyü'nde Kültür Festivali ve Özgür İnsan Ödülü

14/6/2005 -Kategori: ODUL - ROPORTAJ

 

 

ANADOLU HALK BİLİMLERİ VE KÜLTÜRÜ DERNEĞİ

KÜLTÜR VE SANAT GÜNLERİ

VE ÖZGÜR İNSAN ÖDÜLÜ

27-29 Mayıs 2005

 

Bir sabah tam Ankara’ya gitmek üzere iken telefonum çaldı. Kendisini İbrahim Çenet olarak tanıtan biri bana Çardak Köyü, Osmaniye’de kurulan Anadolu Halk Bilimleri ve Kültürü Derneği tarafından “Özgür İnsan Ödülü” verildiğini, 29 Mayıs’ta almak için gelebilirsem mutlu olacaklarını, her türlü masrafın kendilerini ait olduğunu söylüyordu. Şaşırdım, çünkü ne Osmaniye’yi, ne Çardak köyünü ne de (utanarak söylüyorum) İbrahim Çenet  adlı birini biliyordum. Birden daha önce bana yapılan bir oyun geldi aklıma ve birileri  bana ayni oyunu oynuyorlar sandım. Bırakılan telefon numarasını Bilim ve Utopya Dergisine,  araştırmaları için verdim ve Ankara’ya gittim. Bir hafta sonra döndüğümde, bunun doğru olduğunu öğrenince hem çok mutlu oldum, hem de kuşkulandığım için üzüldüm, utandım. Hemen Sayın İbrahim Çenet’e 27 Mayıs’ta gelebileceğimi bildirdim.

 

Kısa bir İzmir yolculuğunun arkasından  27 Mayıs’ta Adana’da idim. Hava alanında beni Sayın mimar Haydar Aktürk  ve Adana’lı yakın dostlarım Doçent Dr. Mete Gülmen ile eşi Müge bekliyordu. Biraz sonra Ankara’dan gelen ve kendilerini tanımaktan onur duyduğum Karikatürist Muhittin Köroğlu, Raşit Yakalı ile ressam ve  ayni zamanda stilist olan İdris Kurt bize katıldı. Adana’lıları bırakarak bizler Çardak köyünün yolunu tuttuk. Önce 70 kilometre doğudaki Osmaniye’ye, oradan 15 kilometre  uzaklıktaki  yeşillikler arasında bir dağ köyü olan Çardak’a, nar çiçekleriyle donanmış bir yoldan ulaştık. Öyle bir sıcak karşılama oldu ki, sanki kırk yıllık dostlar kavuşmuş gibi idi. Sarmaş dolaş oluyor, öpüşüyor, koklaşıyorduk. Mutluluktan gözlerimdeki yaşları zor tutuyordum. İnsanımız o kadar sevecen ki, yalnız siz onlara bütün kalbinizle yaklaşmayı bilin. Kadınlı erkekli bütün köy halkı orada idi. Bizimle birlikte Vali de geldi.

   

Derneğin ilk etkinliği olan  kültür ve Sanat Günleri (27-29 Mayıs 2005)açılış konuşmalarıyla başladı. Önce Dernek Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İbrahim Çenet Derneğin kuruluşu ve amaçlarını anlattı: Kısaca Derneğin amacı bir Halk Bilimleri Akademisi niteliğinde olarak halk kültürünün her türüyle ilgilenmek. Bu konularda çalışan üniversiteler, dışarıda ve içerdeki kurumlarla işbirliği  yaparak yerel kültürü  tanıtmak, kültürel şenlikler, fuarlar, sergiler düzenlemek. Gençlere halk kültürünü benimsetmek ve onları bu çalışmalara katmak, bu amaçla da kamplar düzenlemek.

 

Şair ve yazar olan sayın İbrahim Çenet durmak bilmeden çalışan büyük bir idealist. İki kolu ve bir ayağı takma olmasına karşın ülkemizin her tarafından onun ideallerine ortak olan yakın dostları ve onların yardım ve destekleriyle kurulmuş bu dernek. Kendisini tanımaktan büyük bir mutluluk duydum.

 

İbrahim Çenet’i Sayın Vali’nin çok değerli ve anlamlı konuşması izledi. Köy Muhtarının konuşmasından da bir hayli etkilendim. Konuşmalardan sonra sıra ile Ödüllü Karikatürler Sergisi, Macaristan-Osmaniye Fotoğraf Sergisi (Bela Bartok- Adnan Saygun Anadolu Yollarında), Heykel Sergisi, Karma Resim Sergisi, 80. Yıl Engelliler Mesleki Rehabilitasyon Merkezi Sergisi, Elişleri Sergisi, Karatepe Kilim Atölyesi Sergisi  açıldı. Arkadan halk oyunları, doğaçlama şiir gösterileri sıralandı.

 

Sergiler arasında Vali Bey tarafından özürlülerin el becerilerini meydana çıkartmak için açılan kursu bitirenlerin yaptıkları kilimler ve el işleri çok güzel ve anlamlıydı. Bütün yöneticilerin örnek alacağı bir yaptırım.

 

Ne yazık ki, çok yorgun olduğum için  programın gerisini izleyemeden ayrılmak zorunda kaldım. Benden sonra konuşmalar olmuş, öykülü türküler söylenmiş, tiyatro ve şaman oyunları oynanmış. Bir köyde bu kadar sanat etkinliği inanılacak gibi değil.

 

Meğer bu köyde aydınlık, Atatürk zamanında başlamış, o günlerin kültürel bir etkinliği hiç unutulmamış ve onun aydınlığı hep sürmüş. Bu toplantı da o aydınlığın bir devamı kuşkusuz. 1936 yılında başta Macar müzik araştırıcısı ve besteci Bela Bartok ve Müzik ve bilim insanı Ahmet Adnan Saygun olmak üzere bir çok bilim insanımızın ve özellikle yerel kültür insanlarımızın katılımıyla  bir kültür kurultayı yapılmış bu köyde. O gün bugündür hep aydın kimseler yetişmiş bu köy ve civarında. Atatürk’ün dediği gibi bizim insanımız yeniliğe ve aydınlığa çok yatkın, yaratıcı ve becerikli, yeter ki önü açılsın, çarpık kafalar yollarını kesmesin. Eğer halkımız uyanacak korkusu ile o mükemmel Köy Enstitülerimiz, halk evlerimiz kapanmasaydı, şimdi yüz yıl ilerideydik. O zaman bizim yerimize, AB arkamızdan koşacaktı.

 

28 Mayıs saat 10’da Osmaniye’de başladı program. Açılış ve müzik dinletisinden sonra Prof.Uluğ Nutku Dil ve Kavrayış”, Prof.Seyhan Çenetoğlu “Estetik ve Güzellik”, Çetin Yiğenoğlu “Ulaktan Uyduya İletişim”, dış ülkelerde çeşitli ödüller almış Karikatürist Reşit Yakalı ve Muhittin Köroğlu

”Karikatür”, Yavuz Adugit “Dil ve Kültür” üzerine çok değerli ve zevkle dinlediğimiz konuşmalar yaptılar.

 

Öğleden sonra Sayın Haydar Aktürk, Adana’dan birlikte geldiğimiz sanatçılarla Osmaniye’ye 30 kilometre uzaklıktaki Karatepe’ye götürdü bizi. Karatepe, M.Ö. 1200’lerde, Hitit İmparatorluğu dağıldıktan sonra Güney Doğu Anadolu’da oluşan beyliklerden birinin yerleşkesi. Oraya 1957’de eşimle gitmiş, çok etkilenmiştik. Kazıya ilk Prof.Th.Bossert ve Prof.Bahadır Alkım tarafından başlanmıştı. Onlardan sonra  Prof Halet Çambel sürdürdü onu. İlk gittiğimizden bu yana pek çok yeni buluntularla  kalenin ikinci giriş kapısındaki kabartmalı taş bloklar restore edilmiş. Bu taş bloklar  üzerinde  Hitit Hiyeroglifi ve Finike yazısı bulunuyordu. Finikece olan kısmı yabancı Finike dili uzmanları tarafından okunmuş. Bu yazılara  göre, Danuna kralı Azitava kendisinin Suriye’deki Kenanlıların tanrısı Baal’in hizmetkarı olduğunu, krallığının sınırını Adana’ya kadar götürdüğünü, ülkesini tahıl tahıl üstüne, hayvan hayvan üstüne koyarak zenginleştirdiğini, kötülükleri kovduğunu, etrafındaki krallarla dostluk kurduğunu, ülkesine zenginlik ve gönül rahatı getirdiğini, öyle ki, kadınların yalnız olarak gezebildiklerini, bu şehri kurduktan sonra ona Azativada adını verdiğini yazdıktan sonra Baal tanrısının O’na uzun ömür, bütün krallar üzerinde güç vermesi, şarap ve tahıllarını bol yapması temennisinde bulunuyor. Son olarak O, kim bu yazıda kralın adını silip yerine kendi adını yazarsa, bu kapıyı değiştirip yeni bir kapı yaptırarak kendi adını verirse o, tanrı Baal’in lanetine uğrasın, yalnız Azativa adı Güneş ve Ay adları gibi süresiz kalsın..” diyor. Şehir kalmamış ama yazı ile adı bugüne kadar sürmüş ve belki de daha uzun süre unutulmayacak.   

 

O akşam 19’da,  A.Keskiner Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinin bir müzik ziyafeti ile başladı program. Arkadan Tuğrul Göğüş’ün “Müzik Nedir” diye müzik hakkında çok öğretici bir konuşması ile Mersin Opera ve Bale Topluluğu’nun sunduğu  nefis bir şan konseri dinledik. Buralarda bunları görmek ve aydın bir toplulukla dinlemek gerçekten ülkemiz namına sevinilecek bir durum.

 

29. gün saat 10’da Anadolu Halk Bilimleri ve Kültürü Derneği’nin  bu etkinlileri yapabilmesi için destek veren kuruluşlara teşekkür belgeleri verildikten sonra ben de bana uygun görülen Özgür İnsan Ödülü’nü ve onun  simgesi olan kolunda arslanı ile küçük fakat çok ağır bir madenden yapılmış Gilgameş heykelini büyük bir mutlulukla aldım. Bu ödül benim için şimdiye kadar aldığım ödüllerin en değerlisi ve anlamlısı. Bunu almak için kişinin, toplum ve birey denetlemesi sınırlarından kendisini kurtararak yaşam boyu yön değiştirmeden özgürleşme ve aydınlanma yolunda çalışmalarını sürdürmesi gerekmiş. Ayni yolda olan 15 değerli namzet arasından oy birliği ile seçilmem inanılacak gibi değildi. Beni bu şekilde değerlendirip namzet gösterenlere ve bu ödüle uygun gören değerli Seçici Kurul üyeleri; şair, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Sayın Ataol Behramoğlu’na, T.M.M.O.B. Eski Genel Başkanı Sayın Kaya Güvenç’e, Film Dünyası İnsanı, sanatçı Sayın Abdurrahman Keskiner’e, Kocaeli Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü Başkanı Sayın Prof.Dr. Afşar Timuçin’e ve Çukurova Üniversitesi Konservatuarı Kurucusu, Emekli Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr.Yalçın Yüreğir’e en candan teşekkürlerimi sunarım. Bu ödülün değerini ayni şekilde sürdürmek için bütün gayretimle çalışacağıma söz veriyorum.

 

Ödül için neden Gilgameş heykeli yapıldığı da şöyle açıklanıyor: İlk demokrasi Gilgameş devletinde görülüyor. O, ülkesine ve insanlarına yararlı işler yapmak için bütün tehlikelere göğüs gererek  korkmadan bıkmadan çalışmış tarihin en eski kahramanıdır. O’nun  heykelini ilk olarak benim almam da büyük bir şans oldu. Yapan Sayın Ahmet Kamacı’nın da elleri dert görmesin, kendisini kutlarım.

 

Ödülden sonra bir konuşma yapmam gerekti. Ben de geçirdiğim Kurtuluş Savaşı anılarından, Cumhuriyetin Kuruluşu ve bizi son derece mutlu eden devrimlerimizden, bu devrimin henüz bitmediğinden, Fransa Devrimi gibi yüz yılı doldurmamız gerektiğinden, son yirmi yılda da bencillikler yüzünden başarılanamayan din sömürüsünün de önüne geçileceğinden söz ettim. Benim arkamdan Sayın Prof. Mümtaz Soysal, “Dış Politika ve Ulusalcılık” üzerine değerli bir konuşma yaptı. Öğleden sonra Yrd. Doç. Adil Oktay tarafından “İnsanlar Arası İletişim Bozukluklarının Nedenleri”, Özkan Altıntaş tarafından “Kültür ve Turizm”, Kaya Güvenç tarafından “İnsanın Özgürleşmesi”, Prof.Yalçın Yüreğir tarafından  “Kültür Değerlendirmeleri”  hakkında  ilginç konuşmalar oldu. Dilekler ve Temennilerle  Derneğin 2005 yılı Kültür ve Sanat Günleri Osmaniye bölümü kapandı. Adana ve Mersin’de de devam edecekti.

 

Sözlerimi bitirmeden önce bana yakın ilgi gösteren Sayın İbrahim Çenet’e, arzumu kırmadan Karatepe’ye  götüren ve Osmaniye’de bulunduğum sürece kolumdan çıkmayan, Derneğin Başkan Yardımcısı Sayın Mimar Haydar Aktürk’e ve İlkhaber Gazetesi’nin İlk Haberci sütununda hakkımda iki gün üst üste bazı engellemelere aldırmayarak uzun yazılar yazan Sayın Ali Tıraş’a en candan teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunarım.

 

Dr. Muazzez İlmiye Çığ

Sumerolog

14 Haziran 2005

Kalıcı Bağlantı