Şeriat yolunu kimler açtı, sorumlu kim?

 

LAİKLİKTAN  ŞERİATA MI? “  TOPLANTISI İÇİN..

 

Kadın Araştırmaları Derneğinin İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Etkinlikleri çerçevesinde Üç Devrim Yasasının Kabulünün 81. yılı nedeniyle düzenlenen toplantıdaki konuşmacıların konusunun LAİKLİKTEN  ŞERİATA MI?” olduğunu okudum. Bence bu başlık yerine “ ŞERİATA GİRME YOLUNA NASIL GELDİK, HATALARIMIZ NEDİR, BUNU NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?” olmalıydı. Bilmem konuşmacılar konuyu bu şekilde işleyecekler mi? Ben bu konuda gerek konuşmacılara, gerek davetiyede yazılı 24 kadın kuruluşuna bazı sorular sormak istiyorum:

 

1-      İstanbul’da TUBA adlı üç bin kızı üç yıl  yatılı olarak  okutan KURAN kursundan haberiniz var mı?

2-       Ayni şekilde  ve daha da geriye dönük Mahmut Efendi Kuran Kurslarından, camilerdeki  kuran kurslarından haberiniz var mı? Bu kurslarda küçücük yaştan itibaren başlarının örttürüldüğünü biliyor musunuz?  Bu okullarda Atatürk’ü ne kadar alçaltıcı sözlerle anlatıldığını duydunuz mu?

3-      Bunların kapanması için ne gibi eylemler  yaptınız? Eğer yaptıysanız neden sonuç alınmadı. Yapmadı iseniz neden?

4-      İmam Hatip okullarına baş örtüsü sokulmaya çalışırken kadın derneklerinden Partilere ne gibi bir tepki gösterildi ? gösterilmediyse, neden?

5-      Erbakan ve avenesi tarafından liselerde ve üniversitelerde çalışkan fakir kızların para ile  başları örttürüldüğü biliniyor muydu? Bunlara ne gibi tepki gösterildi? Gösterilmediyse neden?

6-      Başbakan’ın karısı ne olduğu bilinmeyen bir kıyafetle kocasının yanında devletin kadınlarını temsil edip gitmeye kalkınca “Biz laik Cumhuriyet kadınlarını bu şekilde temsil edemezsiniz” diye bir tepki gösterildi mi? Gösterilmediyse neden?

7-      Laik bir devlette din kıyafeti ile devlet kurumlarında okunamaz, çalışılamaz, diye tepki gösterildi mi? Gösterilmediyse neden?

8-      Özellikle kenar mahallelerde hatta şehrin bazı orta yerlerinde çarşaflı kadınların, sarıklı, şalvarlı, cübbeli erkeklerin kıyafet kanununa aykırı gezmelerini gördünüz mü? 25 Kasım 1925 de çıkan kıyafet kanunu valilere, kaymakamlara, nahiye müdürlerine hatırlatılarak görevlerine davet edildi mi? Veya daha önce gelip geçen hükümetlere hatırlatıldı mı? Cumhuriyet’in başında bu görev bu idari makamlardaydı. Yine öyle olması gerekti.  Yakında 1925 yılında dini kıyafetle dışarı çıkma yasağına uyan başka dinlere ait din adamları da kendi kıyafetleriyle çıkmaya başlayabilirler. Ve o zaman ülkenin içi karmaşa ve ilkel kıyafetlerle dolacak.

9 - Başı örtülen kızlarla, kadınlarla konuşmalar yapıldı mı? Onların sıkıntılarını üzüntülerini, hangi koşullarda o hale geldiklerini açıklayan anketler yapıldı mı? Yapılmadıysa neden? Yapıldıysa sonuçları siyasetçilere açıklandı mı? Bunlar için çözüm yolları arandı mı? 

10 - Karşımızda bunlara  benzer daha pek çok soru var. Sivil toplum olarak 24 kadın kuruluşumuz birleşip toptan bunlara karşı çıkılabilseydi, bu kadar gemi azıya alamazlardı. Oralardan bu kadar sorumsuzca yetiştirilenlere, gelmiş geçmiş partiler ve sivil toplum kuruluşları tarafından göz yumulmasaydı şimdi ŞERİAT gelecek korkusu olmazdı . 

11-Bu günlere nasıl geldiğimizi öğrenmek istiyorsanız, Hatice Akça adlı bir genç kızımızın kendi gayretiyle değiştirdiği yaşamını, çevresindeki cahilliğe kurban edilmiş insanları, Çağdaş Eğitim Vakfının yayımladığı  “SÖYLEYECEKLERİM VAR” adlı kitabında  okumanızı tavsiye ederim.

12- Şeriatın kucağına düşenlerin, düşeceklerin ve ülkemizin nasıl kurtarılacağı hakkındaki  önerileriniz, eylemleriniz neler olacaktır? Asıl önemli olan o. Gerisi kanımca beyhude yere vakit geçirmekten başka bir şey değildir.

 

Bana bu hususta “sen ne yaptın” diye sorarsanız, bir vatandaş olarak elimden geldiğince sorumluları ve etrafımdakileri, her tehlikeye göğüs gererek, mektuplarımla, yazılarımla,  kitaplarımla ve hiç bıkmadan yaptığım konuşmalarımla uyandırmaya çalıştım ve çalışmaktayım. Fakat “bir elin nesi var, çok elin sesi var” dendiğine göre ne yazık ki, tek olarak sesim kısık kalıyor.

     

Düşünceme göre şeriatın yolu ancak, bütün kuran kurslarının kapatılması, İmam Hatip okullarına yalnız din eğitimi yapmak isteyenlerin alınması ve ancak yüksek okul olarak İlahiyat Fakültelerine girmeleri şart koşulması ve sayılarının en aza indirilip eğitimlerinin çok sıkı kontrol edilmesi,  erkeklere mahsus olması ile kapatılabilir. Bunlar da ancak bütün sivil toplum kuruluşlarının bir program çerçevesinde siyasal partilere, hükümetlere yapılacak güçlü baskılarıyla çözümlenebilir kanısındayım. Bunlar yapılmadıkça yara ve halkımız arasındaki ikilik daha büyüyecek, belki sonu bir iç savaşa kadar gidebilecektir.                  

 

1933 yılında ‘Fransızların 100 yılda yaptığı devrimi biz 10 yılda başardık’ diye seviniyordum . Bizim onlardan fazla olarak yazımız, kıyafetimiz, hukukumuz, takvimimiz, ölçülerimiz  değişmiş ,eski devlet tamamiyle yok olmuş, yepyeni bir devlet kurulmuştu. Ama geçen yıllardan anladım ki, biz  henüz bu devrimin içindeyiz, bu zamana kadar bir çok sıkıntıları atlattık ve artık son  bölümünü yaşıyoruz. Bunun da el birliği ile üstesinden gelinecektir kanısındayım. Çünkü geri gidilmez artık.

 

Gönül isterdi ki, böyle bir önemli  anma toplantısı daha geniş çevrelerin gelebileceği yerlerde olsun ve konuşmacılar ayrı ayrı  mekânlarda  konuşsunlar.

 

En derin saygılarımla.

        

Muazzez İlmiye Çığ (Sumerolog)

3 Mart 2005

 

Tahmin ettiğim gibi bütün konuşmacılar havanda su dövdüler. Sonuç sıfıra sıfır....

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !